wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Şiir Nedir ?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 22
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Şiir Nedir ?   Cuma Haz. 06, 2008 5:31 am

“Şiirin yerini düzyazı aldı
Şiirden geriye acep ne kaldı”

Gerçek şiir ne bir düzyazıdır ne de kelimelerin hafızamızdan kalemimize
öylesine yansımasıdır. Şiir yazmak bu kadar kolay bir iş olsaydı;
herkes şair olurdu.

Peki nedir o zaman şiir? Nasıl ve niye yazılır? İncelikleri nelerdir? Şair olmak neden çok zordur?

İlk önce şunu bilmek lazım; şiir mefhûmunun her gönülde farklı bir
yere, manaya ve tarife sahip olması şiirin doğasından kaynaklanır;
çünkü şiir, bir bilim dalı değil, sanat dalıdır.

Herkesin estetiği, zevki ve kabulü birbirini tutmaz. Şiirin tezahüründe
rol oynayan en önemli faktör duygudur. Ne karşısında duygulanırsak
duygulanalım, işte bu şiirin başlangıç halidir; adına da ilham denir.
Kanaatimce ilhamın şiirle yüzde olarak ilgisi ancak yüzde ondur; ilham
sadece şiire başlamamıza yardımcı olur. Şiirin başlangıç haliyle bitişi
arasındaki yüzde doksanlık kısım ise düzeltmelerle, arayışlarla ve
sabırla şiirin tekamül edeceği ya da demleneceği andır ki, şiiri şiir
yapan da budur. İlhamdan sonra şiirin bitiş aşamasını belirleyen,
şairin bilgi, birikim ve kültürüyle beraber şiire bakış açısıdır.

Şiir, kelimelerle oynanan bir ses oyunudur. Peki, kulağımıza ses olarak
güzel gelen mısralardaki ses güzelliğini sağlayan nedir? Bunu, şu iki
mısradaki ses güzelliğini açıklayarak anlatayım:

“Bir büyük boşlukta bozuldu büyü” ( C. Sıtkı Tarancı)

“Bilinmeyen gemilerden biriyle gel be güzel” ( M. N. Parmaksız)

Birinci mısrada, her kelimenin ilk harfinin “b” ile başlaması ve “u”
ile “ü” seslerinin mısra içersinde çokça kullanımı, şiiri ses olarak
desteklemiştir. İkinci mısrada ise, ilk kelimenin “b” ile sonraki
kelimenin “g” ile başlaması ve bu düzenin diğer kelimelerde de devamı
ile mısra içindeki bütün ünlü seslerin ince seslilerden kurulması bir
ses güzelliği oluşturmuştur. Şimdi soruyorum size, bunlar tesadüfen mi
yoksa bilinçli bir gayret ve azmin neticesinde ortaya çıkan
mısralardır? Ben söyleyeyim: Muvaffakiyeti tesadüflere bağlayanlar her
zaman kaybetmeye mahkumdurlar.

Şiiri zor bir sanat dalı olarak kabul etmeyenlerin ve şiiri ciddi bir
iş olarak görmeyenlerin yazdıkları, uyuyan bir insanın sayıklamalarına
benzer. Aslolan, yapılan iş ne olursa olsun, ortaya konulanın bilinçli
olarak üretilmesidir. Şiirde önemli olan söylenen değil, söylenenin
nasıl söylendiğidir. Yazmayı ve konuşmayı bilen herkes isterse şiir
yazabilir ya da kendi çapında bir şeyler söyleyebilir; ama yazdıkları
gerçekten şiir olur mu? Söylenilenin bir formu, bir derinliği ve
etkileyiciliği yoksa ona şiir denmez. Çağımızda sanat adına çıkan
dergilere baktığımız zaman, şiiri bir deşarj olma hali sayan
insanlarla; aslında şiir yazmaya çalışan ama bilgi ve kültür
eksikliğinden dolayı, şiiri düzyazıya yaklaştıran insanları dergi
sayfalarında görmemiz, şiire gönül bağlayan insanların şiiri ne kadar
anladığının göstergesidir. Şiirde aslolan sanattır; didaktik tarzda
oluşturulacak şiirlerde bile bu kural değişmez.

“ Söz az ve öz gerektirir vesselâm” diyen Mevlâna, haklıdır. Şiiri
meydana getiren en küçük birim mısradır; ama küçüklüğüne bakmayın, iyi
bir şairin elinde bir mısra hem ses hem de mana itibariyle içine bir
dünya sığdırılacak büyüklüğe erişebilir. Şiirde söylenilenler ile şekil
arasında bir uygunluk olması lazımdır. Şair, şiirinde kullanacağı şekli
seçme serbestliğine sahip olsa da, gerçekten şair olanlar hangi formun
hangi şiirde daha güzel bir estetik meydana getireceğini bilenlerdir.
Beyitlerle yazılması gereken bir şiiri, dörtlüklerle yazarsak ya da
serbest tarzda kurulması gereken bir şiiri tutarda aruzla yazarsak hem
söyleyeceklerimizin büyüsü bozulur, hem de mana yönünden şiiri
zayıflatmış oluruz. Şiirde kullanacağımız şeklin doğruluğunu sezebilmek
için, şiirin doğasını, değişik şiir örneklerini okuyarak öğrenmeli, her
devirde okunan şiirlerin nasıl kurulduğu üzerinde düşünmeli ve ilhamla
yakaladığımız şiir üzerinde mutlaka çalışmalı; ses oyunlarını şiirde
manayı bozmayacak düzeyde kullanmalı, kafiye ve söylemdeki
orjinalliğimizi şair olmak için gerekli olan, geniş bir kültürle
desteklemeliyiz.

Bülbülün sesi güzeldir fakat bu sesi birkaç saniyeliğine değil de,
devamlı olarak uzun bir süre duyarsak, bu ses, bütün güzelliğini
kaybeder; insana da zamanla bıkkınlık verir. Dilin bütün incelikleri
ile tanınması şair için en elzem olandır. Dilini tanımayan ve kelime
hazinesi düşük olan şairler, gelenek içersinde tekrara düşerler. İyi
bir şair, şiirin ne için yazılacağını, hangi metodlarla ve düzenle,
hangi ritimle, hangi kafiyelerle ve hangi uzunlukta olacağını iyi hesap
edebilendir.

İnsan olarak dünyada dikkatimizi çeken öğelerin başında tabiat gelir.
Aslında sanatkâr bir anlamda tabiatın taklitçisi gibidir. Doğayı hem
ses hem de objeleri ile taklit ederiz. Müşahade yeteneği olmadan şair
doğayı çözemez ve onu kullanamaz. Şiirde ilhama yol açan ve kullanılan
sadece doğa değildir. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve hissettiklerimiz
de şiire katkı sağlar; ama yazdıklarımızı şiir haline sokan, bunları
anlatırken kullandığımız teknikler, kelimeler arasında oluşturduğumuz
oyunlar ve edebi dile hakimiyetimizdir.

Şiirdeki öğeleri önem durumuna göre sıralarsak, ilk sırayı “ses”,
ikinci sırayı “mana” alır. İkisinin uygun bir form içinde bir araya
gelişi şiirde, güzel nağmeler ve derin bir anlam oluşmasını sağlar.
Manası güzel olan bir şiirin sesi de güzel olmalıdır. Yalnız, bu sesin
varolan ses oyunlarından hangisiyle yakalanacağı veya hangi kelimeler
yan yana gelirse, hem ses hem de mana olarak oluşan güzelliğin, insanın
hem zeka, hem de ruhuna nasıl hitap edeceğinin bilinen bir kuralı
yoktur. İşte bunu bulanlar,dilimizden şiirlerini düşürmediğimiz ve
hafızamızda yer etmiş gerçek şairlerdir. Teknikleri bilmeden,
kültürümüzü hem evrensel hem de milli boyutta geliştirmeden, gerçek
şiiri bulmamız tatlı bir hülyadan başka bir şey değildir.

Şiiri, kelimelerden mürekkep bir ses oyunu haline koyan güç onun musiki
ile benzerliğinden kaynaklanır. Müzikte nota neyse, şiirde de hece
odur. Hecelerin belli bir düzen içinde tekrarı, musikideki melodiye
tekabül eder. Fakat şiir, sadece duyulmak için vucûd bulmaz; çünkü mana
şiirdeki olmazsa olmazlardan birisidir. Yalnız, şiirde mana sadece
şairin anlatmak istediği değildir. Şair, şiiri belli bir olay, belli
bir felsefi düşünce ya da etkilenme ile yazmış olsa da, o şiiri okuyan
kadar yeni mana ve şiir vardır. Şiir okuyucu ile buluştuğu andan
itibaren ses olarak değil ama olarak okuyucu tarafından yeniden
yazılır. Nice şiirler bilirim ki, hikayesini öğrendiğim hatta şairini
tanıdığım zaman, şiir ve şair hakkında düşündüklerim yıkıma uğramıştır.

Şiirin ortaya çıkışı bir vecd hâlidir. Bu hâlin belli bir
zamanı-özellikle gece- belli bir saati yoktur. Yaşadıklarımızın,
hissettiklerimizin, hafızamızda biriken görüntü ya da şekillerin,
bilinçaltından ya da gönülden dışa vurumu, kişinin psikolojisiyle
ilgili olduğu kadar, bir sara nöbeti gibi ne zaman ortaya çıkacağı
belli olmayan bir haldir. A.Haşim`in şiirlerini güneşin batışına yakın
saatlerde ve hep bir su kenarında yazdığı görüşü tamamiyle olmasa da
bir safsatadır. Acaba Haşim şiir yazmak için hep güneşin batış anını mı
beklemiştir? Bu anı yakalasa bile, su kenarında olmadığı anlar da şiir
yazmamış mıdır? Hayır, asıl mesele, her şairi çeken bir ortamın oluşu
ve şiirin tamamiyle ilhamdan oluşmadığı ile bağlantılıdır. Gerçi bu
görüş şairden şaire değişse de, mesele şiirin uzun bir çalışma
sonucunda hatta teşbihte hata olmaz, bir kadının doğum anında çektiği
acıyla eş değer bir zorlukla ortaya çıkmasında yatar. Akşam saatinde
şiire başlayan Haşim, acaba şiirini ne zaman bitirmiştir.

Şiirde anlatılanların bizi kendine çekmesi manadan daha çok ses
güzelliği ile açıklanabilir. Kafiye sistemi, bu ses güzelliğini
sağlayan öğelerden sadece biridir. Tatlı içinde şekerin önemi neyse,
şiirde de ses güzelliğini sağlayan ses unsurları (Asonans,Aliterasyon,
Redif, Mısra tekrarı...vs.) aynı öneme haizdir. Şairler, şiirlerinde
kullanacakları formu kendileri belirler; ancak şiirde formu seçebilmek
için, Türk şiirinde varolan tüm formları( Hece,Aruz, Serbest) en iyi
şekilde tanımak lazımdır. Bunları bilmeden hangi formu kullanacağımızı
ayırt edemeyiz;o zamanda, günümüzdeki müteşâirlerin yaptığı gibi, en
kolay sanılan ama en zor şekil olan serbest tarzı benimseriz. Serbest
şiirin zorluğu kafiye ve ritim oluşturacak bilindik öğelerden yoksun
olmasıdır; fakat bu bir handikap değildir. Serbest şiir yazan şairler
bahsettiğim ses unsurlarını ve hece ile aruzda bulunan bazı özellikleri
şiirleri içine başarı ile koyamazlarsa, yazdıkları şiirlerin düzyazıya
yaklaşması söz konusudur. Serbest şiirin en sevilen şairi olan O.
Veli`nin, hece ve aruzu çok iyi bildiği, hatta bu şekillerin bazı
özelliklerini şiirleri içine gizlediği müteşâirler tarafından bilinmese
de gerçek şairler tarafından bilinir. Serbest tarzda, gereğinden uzun
şekilde kurulan şiirlerin düzyazıya yaklaştığı bir vakıadır. O.
Veli`nin yazdığı şiirlerin çoğunun kısa oluşu ise dikkate şayandır.

Şiir, zor olduğu kadar, dinleyenin ruhunu başka bir âleme götürecek
kadar kuvvetli bir sanat dalıdır. Gerçek şairlerin arzuladığı tek
şey,çok şiir yazmak değil, hafızalarda yer edebilecek birkaç şiir
yazabilmektir. "'

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.forumg.biz
 
Şiir Nedir ?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Mut'un Tarihçesi...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Kültür ve Sanat Dünyası :: Biyografiler-
Buraya geçin: