wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Metin KARABAŞOĞLU

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 22
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Metin KARABAŞOĞLU   Çarş. Haz. 04, 2008 9:01 am


ELEKTRİĞİN
AYDINLATMADA kullanılmasıyla bir nevi gündüze dönüştüğü son yüz yıl
hariç, geceler, yeryüzünün sustuğu, gökyüzünün konuştuğu vakitler
olagelmiştir. Günün ilk ışıklarıyla birlikte, arz üzerinde arz-ı endâm
eden mahluklar sanatını sergiler ve Sanatkârını bildirir, insanlar da
kendileri için bir maişet vakti kılınan bu zamanda koşuşturup dururlar.
Geceleri ise, dünya siyah yorganını bürünür; gökyüzü, Ayı, yıldızları
ve de yıldız kaymaları ile, insanoğlunu eşsiz bir şehrayinle karşı
karşıya getirir. Celâl ile cemalin bu eşsiz buluşması, insanoğlu için,
iç dünyalara uzanan bir yolculuğun da başlangıcına vesile olur.
Gündüzün hay-huyu içinde arz sayfasından Hayy ve Hû’yu belki okuyamayan
insanoğlu, gecenin zahiren karanlık örtüsü sayesinde, aydınlık melekût
iklimlerine doğru yol alır.
Gecenin bu derunî boyutu, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) hayatında kendini
açıkça hissettirir. Ona gelen ilk namaz emri, ‘gece namazı’na dairdir.
Rabbi, gecenin bir kısmını—yarısı, üçte biri veya üçte ikisi—namaz ve
Kur’ân’la geçirmesini emretmiştir. Nitekim, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.)
gece ibadetlerine hususan geceleri yaşadığı enfüsî ve âfâkî tefekküre
dair birçok sahih rivayet mevcuttur. Kur’ân, gece saatlerinde olan
işler kalbe daha iyi oturur ve gece sözleri daha düzgün ve sağlam olur,
diye buyurur (bkz. Müzzemmil, 73: 6). Esasen, gecenin kendisi de
başlıbaşına bir âyettir; zaten Kur’ân insanı ‘gece âyetleri’ni de
tefekküre çağırmaktadır.

Gecenin bu derunî boyutunu ele veren belki en önemli vâkıalardan biri,
ancak Resul-i Ekrem’e (a.s.m.) müyesser olan Mi’rac’ın bir gece vakti
vuku bulmasıdır. Bu eşsiz yolculuk, bizatihî âyetin ifadesiyle, bir
‘gece yürüyüşü’yle başlamıştır. Necm sûresinde anlatıldığı üzere
Sidretü’l-Münteha’ya, Kâb-ı Kavseyn’e uzanan bu yolculuğun
başlangıcını, İsra sûresi, ‘Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya bir
gece yürüyüşü’ olarak zikretmektedir.

Gecenin böyle muazzam bir ‘âyet’ oluşuna mukabil, bizler, geceyi
yaşamıyoruz. Zira, geceler artık bir ‘yalancı gündüz’e dönüşmüş
bulunuyor. Şehir ışıklarının uzaya yayılan huzmeleri, ne yıldız
kaymalarını görmeye elveriyor, ne de, bilhassa yaz ayları, Samanyolunun
o hayranlık uyandıran ihtişamını seyretmeye. Şu çağın özellikle şehirli
insanının hissesine düşen gece âyetleri, hepsi hepsi, birkaç parlak
yıldızın zar-zor seçilen ışıkları...

Bundan da ötesi, uykunun en kalın tabakasını Aydınlanma diye adlandıran
bir çağın insanlarıyız. Bizler, gerçekte aydınlık yolculukların bineği
olan bir gecede değil; tam anlamıyla karanlık bir gecede yaşıyoruz.

Vahiy nurunun olmadığı veya alabildiğine perdelendiği bir ortamda,
insan, her yönüyle muhteşem, ama herşeyin yokoluşa sürüklendiği acaip
bir âlemde hisseder kendisini. Bu kadar harika şeylerin bu kadar
çabucak yokluğa gitmesi, keza kendisinin kısa bir hayatın peşisıra
ölüme sürüklenmesi, insana garip gelir. Bütün bu güzelliklerin
anlamını, yanısıra bu ölümlerin ve yokoluşların anlamını sorar. Ama
sadece sorar.

Bu tabiat ve felsefe gecesinden bir çıkış yolu bulabilmek için ise, ucu sabaha çıkan bir yürüyüş gerekmektedir.

Gece Yürüyüşü, adını Resul-i Ekrem’in mi’racının başlangıç kısmından
almakla birlikte, esasen böyle bir ‘gece yürüyüşü’nün notlarını
taşıyor. Ubudiyet mi’racına giden bir yola başlayabilmemiz için,
önümüzde duran bazı engelleri aşmaya çağırıyor.

Elbette, önümüzdeki engeller, yalnızca bu kitapta anlatılanlar ile
sınırlı değil. Modern çağın sahte kutsallarından bir kısmı, meselâ
kalkınma, çağdaşlık, bilim, teknoloji, cinsellik gibi konular bu
kitapta irdelenmiyor. Öte yandan, bu kitapta belki yalnızca
‘değinilmiş’ yahut ‘dikkat çekilmiş’ konuların her biri, esasen çok
ciddi, çok derin tahliller gerektiriyor. Rabbimizden bize veya
başkalarına bu tahlilleri yapabilme azmi, gayreti ve zamanı
bahşetmesini diliyor; ve bu kitabın ‘değinmeler’ düzeyinde kaldığını
biliyoruz.

Zira, bu kitapta yer alan yazılar, aslen, gazete veya dergi yazıları
olarak kaleme alındı. Her biri zihnimizde saklı duran bir bütünün
parçaları olmakla birlikte, her birini etraflıca çalışmaya doğrusu ne
zaman vardı, ne de mecalimiz. Gönül isterdi ki, meselâ şu zamanın
insanları, bu arada maalesef ehl-i din için en temelli ‘düğüm noktası’
olduğu kanaatini taşıdığımız aile üzerine başlıbaşına bir çalışma
yapmış olalım. Hatta, ‘Kur’an Ailesi,’ ‘Peygamber Ailesi,’ ‘Sahabi
Ailesi’ gibi çalışmalar yapalım. Ama tehlikeli bir gece yürüyüşü
yaptığımızı biliyor; bunların umumuna el atıncaya kadar, farkına
varılmayan bazı çukurlara düşme ihtimalinin endişesini taşıyorduk. O
yüzden, Rabbimizin verdiği ömür ve imkân nisbetinde bu konuların daha
derinlikli biçimde tahlilini yapma arzusu taşımakla birlikte, şimdilik
bazı ‘ön-çalışma’ notlarıyla yetinmeye razı olduk.

Her kitap için geçerli olan bir gerçek, bu kitap için de geçerlidir.
Kitapta yer alan kusurlar bize ait olmakla birlikte, bu kitabın
yayınlanması, onun güzellikler de barındırdığı ümidine dayanmaktadır.
Maamafih, bu güzellikleri sahiplenmenin ne denli büyük bir çirkinlik
olduğunu biliyoruz. Bir başka deyişle, bu kitapta hakikat namına her ne
varsa, O’ndandır. Bu bakımdan, bizi böylesi imanî güzelliklerle
tanıştıran Rabbimize hamd, ve O’nun sevgili elçisine salât ve selâm
borcumuz bulunmaktadır.

Bu kitap, Rabbimizin bizleri kardeş kıldığı bir dizi gönül dostunun
zihin ve kalb mesaisini de içeriyor. Hepsine teşekkür ediyorum.
Maamafih, en azından bu gönül dostları kadar teşekküre hakkı olanlar da
bulunuyor. Yalnızca bir ‘et parçası’ olduğum günlerden bugüne,
hayatlarının en güzel yıllarını benim için feda etme feragatını
gösteren anneme ve babama, üzerimde emeği olan başka herkese ve de bu
kitabın fikrî yükünü benimle paylaşan eşime de teşekkürler ediyorum.

Beni böyle bir ünsiyet hâlesi içinde yaşatan Rahîm-i Kerîm’e bir kez
daha hamd; ve O’nun, gece yürüyüşlerimizi imanî fecirlerle noktalamayı
bize nasip etmesi yönünde son bir dua ile...


METİN KARABAŞOĞLU
İstanbul, 1997

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.forumg.biz
 
Metin KARABAŞOĞLU
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Kültür ve Sanat Dünyası :: Kitap Tanıtım Standı-
Buraya geçin: