wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 M. Kemal Ve Latife - İsmet Bozdağ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 23
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: M. Kemal Ve Latife - İsmet Bozdağ   Çarş. Haz. 04, 2008 8:21 am

1. KİTABIN ADI: Mustafa Kemal ve Latife
2. KİTABIN YAZARI: İsmet BOZDAÃÂ�
3. YAYIN EVİ: İnkılâp Kitabevi
4. BASIM YILI 1989


1. KİTABIN KONUSU:


Atatürk, "Gazi Mustafa Kemal" günlerinde, İzmir'de bir genç kızla
tanışır ve evlenir. 2 yıl, 6 ay, 4 gün birlikte yaşarlar. 25 Ağustos
1925 günü, Latife Hanım: "Latife Gazi Mustafa Kemal" olarak çıktığı
İzmir'den; sadece "Latife" olarak yine İzmir'e döner.
Kitap, “Nasıl tanıştılar, nasıl yaşadılar, niçin ayrıldılar?” sorularına cevap aramaktadır..


2. KİTABIN ÖZETİ:


12 Eylül günü İzmir, bir savaş sonrası karışıklığına yuvarlanır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün karargâhının da bulunduğu Kordonboyu’na
doğru aynı anda başlayan yangın ve patlamalar hızla ilerlemektedir. Bu
nedenle Fevzi ve İsmet Paşa’lar Göztepe’de ailece Avrupa’da olan
İzmir’in sayılı zenginlerinden Uşaklızadeler’in köşkünü karargâh
olarak tayin ederler. Ev baştan aşağı yenilenir ve Atatürk’ün
ziyaretine hazır hale getirtilir. Evde kendisine misafirden çok ev
sahibi gibi davranılır. Atatürk’ün hayatında bir çok kadın olmuştur.
Ancak O, Latife’de Karin’in yararlı olma hevesini, Mitti’nin
sevecenliğini, Mara’nın anlayışını ve Fikriye’nin büyük saygısından bir
şeyler var olduğunu düşünür. Günler çabuk geçer ve Atatürk Ankara’ya
oradan da Bursa’ya hareket eder. Ancak Latife ümidini yitirmez ve
peşinden sayfalarca mektup yazar ve cevap olarak sadece önceden
kararlaştırılmış olan Atatürk’ün Bursa’da gerçekleştirlecek olan
kurtuluş şenliklerine kendisinin davetinin iptali olmuştur. Bu onda
büyük hayal kırıklıkları yaratır ama kısa zamanda yeniden toparlanır
çünkü Atatürk O’na İzmir’de beklemesini emretmiştir. Tek sorun vardır,
o da neyi bekleyeceğidir.


Bu arada tüberküloz teşhişi konan Fikriye, İsviçre'de tedavi görmeyi,
daha önce Bursa'da Gazi'ye eşlik etme şartıyla ancak kabul etmiştir. Bu
nedenle Latife'nin daveti iptal edilir ve Refet Bey, akrabaları ile
vedalaşmak isteyen Fikriye'yi Bursa'dan İstanbul'a götürmekle yükümlü
kılınır. Bunun yanıda annesi Zübeyde Hanım da oğlunun “mürüvvetini”
görmek için acele etmektedir. Atatürk’ün ise kafası çok meşguldür,
sonuçta yeni kurulmuş bir devletin başkanıdır. Yapılması gereken bir
çok iş vardır. Lozan Barış Konferansı’nda Ankara'da saltanat ve seçim
yasası alanlarında yapılan değişiklikler tartışılırken, Mustafa
Kemal'in özel yaşamı ile ilgilenecek fazla zamanı yoktur. Latife ile
evlenmek istediğini kanıtlamak ve genç kızı daha fazla bekletmek
istemediği ıçın, her zaman olduğu gibi yine stratejik kararlar almaktan
vazgeçmez ve kendine iki hedef belirler. Şiddetli artrit ağrılari çeken
annesini sicak ve kuru Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü İzmir'e yollar.
Uygun hava şartları hem yaşlı kadının sağlığına iyi gelecek, hem de
Zübeyde Hanım, Latife'nin ailesınin evine konuk gidip, oğlunun yapacağı
bu evliliğe olumlu baktığını göstermiş olacaktır. Konuğa armağan olarak
sunulan ''Sakarya'' isimli siyah cins at Zübeyde Hanım'ı pek fazla
memnun etmez çünkü Latife'nin de çok iyi anladığı gibi, atı
kabullenmekle, gelini esaslı bir şekilde tanımadan önce bu evliği
onaylamış görünmekten kuşku duyuyordur.


Kendisini karşılamak üzere kompartımanına kadar gelen Latife Hanım ile
Zübeyde Hanım'ın aralarındaki tezatın tek nedeni salt yaş farkı olamaz.
Yaşam deneyimine karşı eğitim,kaderciliğe karşı kaderini kendi
belirleme isteği ve yoğun bir duyarlılığa karşı soğuk bır mantık. Bu
genç bayan, Zübeyde Hanım’a daha ilk andan itibaren itici gelir;
kendisine eşlik eden Mustafa Kemal'in Yaveri Ali Bey'e itiraf ettiği
gibi, kendisine gelin olarak Latife'nin yerine kardeşini tercih eder.
Çeşitli olaylarla dolu kırk yıl boyunca oğluna yakın kadın olma
özelliğinden kaynaklanan anaca bir kıskançlığın da bunda önemli bir
payı olabilir. Yine de gerçek duygularını saklar. Ankara'dan tanıdığı
ve güvendiği Yaver Ali'ye yalnızca bir kez şu soruyu sorar: ''Bu genç
hanımın Mustafam'ı mutlu edeceğine inanıyor musun?'' Zübeyde Hamın'ın
sağlığı İzmir'e geldiğinin ilk on gunü içinde ne gariptir ki kötüye
gider. Ankara'ya geri dönmeyi çok ister ama doktor tren yolculuğunu
kendisine kesinlikle yasaklanmıştır. Yaşamının sonuna geldiğini belki
de hissettiği için ve oğlunu bir kez daha göremeyeceğinden korkarak
Yaver’e Latife Hanım’ın Atatürk’le evliliğine onay vermadiğini söyler.
O’na göre Latife Hanım “iyi bir kız” dan çok “iyi görünmeye çalışan bir
kız” rolündendir. Ancak Zübeyde Hanım’ın vefatından sonra olaylar
beklendiği gibi olmaz .
Latife Hanım Yaver’in kanına çoktan girmiştir. Atatürk’ün İzmir’i
ziyareti sırasında bu evliliğe onay çıktığı bildirilir. Atatürk’te bunu
vasiyet kabul ederek Latife Hanım’la 29 Ocak 1923 tarihinde evlenir.


Evlilik günü aile içinde yenen bir yemekle sona erer. Herkes gittikten
sonra Mustafa Kemal, Karabekir ve Fevzi Paşa'larla masa sohbeti biraz
daha sürdürülür ve Kurtuluş Savaşının en zor günleri hep birlikte
yadedilir. Latife Hanım o gece, damadın kendisine biçtiği rolü şaka
mahiyetinde diğer Paşa'lara da aktarmasına hiç ses çıkarmaz. Ama çift
20 Şubat'ta Ankara'ya döndükten sonra ise, bulundukları mertebeye layık
bir evlilik yaşamı konusundaki fikirlerini gerçekleştirmek üzere
harekete geçer. Fikriye'nin izlerini hala taşıyan Çankaya'daki evin
sadeliği karşısında büyük düşkırıklığına uğrayan Latife Hanım, iç
dekorasyonu yeniletir, erkek hizmetlilerden yemek servisi sırasında
beyaz eldiven takmalarını ister ve yaverlere, Gazi'nin yatak odasına
yalnızca kendi izni ile girebileceklerini belirtir. Biraz daha zaman
geçince Mustafa Kemal'in ünlü ''sofra sohbetlerine'' ne denli karşı
olduğunu ve sinirlendiğini göstererek - bir keresinde akşam yemeği
boyunca yapılan konuşmalar fazla uzayınca yemek salonunun üstündeki
kendi odasında topuklarını yere vura vura yürüyüp, protestosunu belli
etmiştir - hayatının ve vatanın Kahramanı olan bu erkeğin özel yaşam
biçimine ne denli uyumsuz kaldığı iyice belirgin hale gelir. Gazi de bu
konuda eşine herhangi bır ayrıcalık tanımayacağı yolunda tavrını
koyunca, kişisel ihtirasın ikinci derecede rol oynadığı, modern ve
vatanperverlik duygularının ağır bastığı bu evliliğin yolunda gitmemesi
kaçınılmaz olur. Çankaya'daki ev hayatı, Latife'nin varlığı ile
öylesine büyük bir değişikliğe uğramıştır ki, Nuri (Conker) ve Salih
(Bozok) Bey'ler gibi çok eski arkadaşları bile çok ender olarak gelip
gitmeye başlarlar. Latife yalnızca odaların dekorasyonunu değiştirmekle
kalmaz, babasının evinde alıştığı üzere kendi aile hayatına da
toplumsal bir çerçeveden bakmaya başlar. Kocasının kişisel
özelliklerini ve alışkanlıklarını asla dikkate almadan, tıpkı sert bir
asker gibi resmi etikete ve seremoni yönü ağır basan davranışlara büyük
önem verir. Kendi görüşüne göre içine düştüğü bu keşmekeşten, mazbut
bir insana yakışan medeni bir yuva yaratma çabasındadır. Verdiği "akşam
davetlerine" canı her isteyen gelemez, davetli sayısını yalnızca o
belirler, istediğini çağırır, hoşlanmadığı kimseleri ise asla çağırmaz
ve beylerden, eşleri ile birlikte bu davetlere katılmalarını ister.


Aynı oranda inatçı ve egzantrik olan bu ikilinin ilişkisi, Fikriye'nin
geri dönmesi ile birlikte daha da zor bir döneme girer. İsviçre'de
gördüğü tedaviden sonra hastalığı bir ölçüde iyileşmiş olan Fikriye,
Paşa'sının Latife Hanım ile yaptığı evliliği Münih'te öğrenir vebir
trenle İstanbul üstünden Ankara'ya gelir. Gelir gelmez de doğru
Çankaya'ya gider. Latife, Yaver Ali'den Fikriye Hanım'ın geldiğini
öğrenince, soluğu derhal şehirden eve yeni dönmüş olan Mustafa Kemal
Atatürk’ü de yanına alır. Fikriye, karı kocayı karşısında görünce bir
heykel gibi donup kalır. O andan itibaren rüyalarının erkeği olan bu
adamın yanında artık geri plana itilmiş olması ona çok acı gelir ve bir
öğleden sonra tek kurşunla hayatına son verir.

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.forumg.biz
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 23
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Geri: M. Kemal Ve Latife - İsmet Bozdağ   Çarş. Haz. 04, 2008 8:21 am


Bu trajik olaydan sonra Mustafa Kemal kendine ayırabildiği kısıtlı
saatleri, Ankara'ya gelişinin ilk aylarında genelkurmaylık olarak
kullandığı tarım okulunun çevresinde geçirmeye başlar. Bu O’nu biraz
olsun rahatlatmaktadır. Ancak bu sayede evde esen soğuk rüzgarlardan
kedisini uzak tutabilmektedir. Kendisini devlet işlerine verir. Latife
Hanım’a kırgındır ancak bunu O’na göstermek istemez. Kısa bir zaman
sonra da Mustafa Kemal devrimlerini halka tanıtmak amacıyla Latife
Hanım ile birlikte günlük bir yurt gezisine çıkar. Ama Latife Hanım ile
Gazi arasında yolculuk boyunca tartışma ve çatışmalar hiç eksik olmaz
çünkü halk her yerde Gazi Paşa'sına büyük sevgi gösterilerinde bulunur,
Latife Hanım ise bu durum karşısında geri planda kaldığını ve ihmal
edildiğini düşünerek türlü huysuzluklar yapar.


Evliliğinin bitmesinde bardağı taşıran son damla ise Mustafa Kemal'in
muhafız alayından askerlerle her akşam yapmayı adet edindiği minik
sohbetine Latife Hanım'ın gereksiz yere karışmasıdır. Günümüze değin
ülkede her yıl çeşitli turnuvaları yapılan ve o yıllarda Çankaya'daki
muhafızlar arasında da çok tutulan ata sporu güreşi, Gazi de tıpkı
diğer Türk erkekleri gibi çok sever. Atatürk, bu müsabakalardan birini,
şeref konuğu olarak ilgi ile izlerken Latife Hanım derhal duruma el
koyar, ona Kemal'e derhal eve girmesini ve askerlere yakınlık
göstererek, kendi aile durumunu bu denli küçük düşürmekten vazgeçmesini
söyler.


Mustafa Kemal aynı akşam İsmet İnönü'ye telefonda evliliğini artık
bitireceğini açıklar ve bu haberin gazetelere bildirilmesi talimatını
verir. 1926 yılının Şubat ayına dek Türkiye'de geçerli olan eski İslam
hukukuna göre bir erkeğin karısına üç kez "boş ol" demesi ve onu
babasının evine geri göndermesi boşanma için yeterlidir. Mustafa
Kemal'in bu töreyi uygulamaktan kaçınmış olduğu kesindir. Ama ertesi
gün, 5 Ağustos 1925 tarihinde sabahın erken saatlerinde ata binmek
üzere evden çıkarken yaverlerinden birini, Latife Hanım'ın bavullarının
toplanması ve İzmir'e ailesinin yanına dönmesinin sağlanması ile
görevlendirdiği bilinen bir gerçektir.
Latife, Gazi'nin emrine derhal uyar ve ne gariptir ki, o günden sonra
ne Gazi'nin eski eşi olarak, ne de kendi adına toplumun karşısına bir
daha asla çıkmaz. İstanbul'da Japon konsolosluğunun yakınlarında,
Taksim ile Boğaziçi arasındaki eski ve güzel Türk konaklarından birinde
oturur, biyografların ve gazetecilerin evliliği ya da Gazi hakkındaki
konuşma isteklerini kesinlikle geri çevirir. Yalnız ne zaman Ankara'dan
bir ziyaretçisi gelse, şu soruyu sormadan yapamaz: "Paşa nasıl?" Ve her
zaman da aynı yanıtı alırdı: "Her zamanki gibi, Latife, her zamanki
gibi..." 1975 yılında öldüğünde evi, yanında tam bir Avrupalı kadına,
yokluğunda ise tam bir Doğulu kadına has yaşam sürdüğü hayatının
erkeğinin resimleri ve fotoğrafları ile dopdoludur.


3.KİTABIN ANA FİKRİ:


Mustafa Kemal, normal bir aile yaşantısına eğilim göstererek, kendi
açısından bilinçli, eğitim almış ve politik görüş sahibi bir kadınla
evlenerek, devrimlerini hayata geçirmek için yaptığı sistematik
çalışmaların bir parçası olan resmi nikâh ve kadın özgürlüğü
hareketine de iyi bir örnek oluşturabileceği kanaatini taşıyordu.
Latife Hanım bu pozisyon için aranan modeldi..


Mustafa Kemal ile Latife Hanım arasındaki ilişkinin özel bir boyuta
sıçraması memnuniyet verici bir olaydır. Ama ne o, ne de Gazi'nin diğer
yakın arkadaşları sabahlara dek süren ve rakı ile zenginleştirilen
"sofra sohbetleri"ne kurallarla düzenlenmiş bir özel yaşamın bile engel
olamayacağının bilincindedirler. İşte Latife Hanım, bunu kabullenmek
istememektedir. O’nun için her ne kadar o rakı sofralarında devlet
meselelerinin konuşulsada sonuçta O’da Mustafa Kemal’in eşidir ve
gereğinde kendisiyle de ilgilenilmesini ister. Kitapta da geçtiği gibi
Latife Hanım, yeri geldiğinde Atatürk’ten halkı dahi kıskanmıştır.


Latife Hanım, kocasının kişisel özelliklerini ve alışkanlıklarını asla
dikkate almadan, tıpkı sert bir asker gibi resmi etikete ve seremoni
yönü ağır basan davranışlara büyük önem verir. Kendi görüşüne göre
içine düştüğü bu keşmekeşten, mazbut bir insana yakışan medeni bir yuva
yaratma çabasındadır. Ama Atatürk bu konulardan fersah fersah uzaktır,
olmakta zorundadır…


4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEÃÂ�ERLENDİRİLMESİ:


Latife Uşaklıgil, yurt dışında mükemmel bir eğitim görmüş, kültürü ve
özgüveni ile çağdaş Türk kadınının ideal bir modelidir. Atatürk’ün
Latife Hanım’a olan ilgisinin temelinde belkide bu yatmaktadır. O’nu
Türk kadınının bir sembolü haline getirerek gelişmekte olan Türk
Devleti’nin kadınlarına asıl yaşam standartlarının ve sosyal toplumda
kendisinin yerini göstermek istemesidir. Anadolu gezilerinin tamamına
yakınıda Atatürk’le birlikte gezmiş olan Latife Hanım, O’na gösterilen
bu ilginin farkına varamamış, sürekli soğuk rüzgarlar estirmiş,
gerekirse üst katlara çıkıp alt kattaki toplantı veya eğlenceleri
topuklarının üzerinde sıçrayarak rahatsız etmiştir. Kısaca Atatürk,
O’nun için her ne kadar evliliğin başında “devlet başkanı”da olsa bu
ileriki zamanlarda değişir.


Mustafa Kemal, kendine ait özel bir yaşam kurma düşlerine daldığı
anlardan birinde, kendisini bekleyen devrimlerle ilgili yapması gereken
çalışmaların kişisel desteği olmadan da yürüyebileceğini düşünüp,
evliliği bir çare olarak görmüş olabilir. Yaşamını huzur ve sükûnet
içinde, normal bir vatandaş gibi sürdürmeye duyduğu derin özlem var
olsa bile artık bu sade, basit ve rahatlatıcı mutluluğu
yakalayabileceği günler onun için çok gerilerde kalmıştır. Askeri
akademide öğrenciyken Büyükada'da yıldızların altında içinde var gücü
ile duyumsadığı sanat aşkını geri plana iter çünkü, bundan çok daha
güçlü bir dürtü ile, önce askeri faaliyetler sonra ulusal direniş
hareketinin örgütlenmesini koordine etmek ve en sonunda da okuma yazma
bile bilmeyen, yalnızca Kur'an okullarında eğitim alabilen halkının
eski İslamcı temel üstüne modern ve Avrupai bir devlet inşa etmesini
gerçekleştirmek gibi bir yoldan başarıya ulaşması gerekmektedir.
Herhangi bir sanat dalına yönelerek kişisel doyuma ulaşmaya ilişkin
gençlik hülyaları onun gibi duyarlı ve güçlü karakterlerin her zaman
bir parçası olmuştur. Normal bir aile yaşantısına eğilim göstererek,
kendi açısından bilinçli, eğitim almış ve politik görüş sahibi bir
kadınla evlenerek, devrimlerini hayata geçirmek için yaptığı sistematik
çalışmaların bir parçası olan resmi nikâh ve kadın özgürlüğü
hareketine de iyi bir örnek oluşturabileceği kanaatini taşır. Ama o
anki cazibenin yarattığı zayıflıkla, İsmet ya da Ali Fethi Bey'ler gibi
çok genç yaşında aile sahibi olmadan, yirmi seneden fazladır yalnızca
asker olarak yaşadığını ve tüm kişiliğini yeniden şekillendirici
görevlere, o anda da Türk toplumuna adadığını unutur ki Latife Hanım’la
evlilik O’nu bir çok konuda sarsar. Kendisine râkip olmak isteyenler
için bulunmaz bir fırsat olur. Ancak Atatürk bunların da üstesinden
gelmeyi başarır.


Zübeyde Hanım beyaz i1erlemiş yaşına karşın cildi kırışıksız ve
ışıltılı, ************l çerçeveli gözlüklerinin ardındaki iri lacivert
gözlerinde ise hem derin bir ciddiyet, hem de aynı zamanda muzip bir
gülümsemesi olan bir insandır. Ciddi ve mühim meselerde sade ve
anlaşılır dil kullanmaya gayret ederken, normal zamanlarda kendi şivesi
ile konuşmayı tercih eder. Latife Hanım’la her ne kadar tanışmaları
güzel geçsede bu evliliğn olmaması gerektiğini sadece analık
duygularıyla sezdiğini dile getirir. Lâkin vefâtının yaklaşması
nedeniyle bunu oğluna iletemez.


Salih Bozok, Latife Hanım’ın Atatürk’le evlenmesinin arifesinde
ikisinin evlenmesi için gerekli olan kilit isism olur. Bunun olmasını
da Latife Hanım sağlar. Yıllardır hizmetini görüdüğü Mustafa Kemal’e
annesinin evlenmelerine karşı çıktığını söylemiş olsaydı bu tatsız
olaylarda olamayacaktı ki evliliklerinin üçüncü günü itibariyle Latife
Hanım’ın Atatürk’ten uzaklaştırmaya çalıştığı yegâne insanlar
arasında olmuştur.


5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:


Kitap, Atatürk’ün bir devlet adamı yanından çok O’nu bir insan olarak
ele alır . Bir kadınla olan münasebetleri, evde çıkan sorunlar
karşısındaki tutumu ve bu durumu kendi lehine çevrime çabalarını
anlatmaktadır.


Devletin en gizli işlerinde dahi bir an olsun yanından ayrılmayan,
belki de Atatürk’ün en güvenilir insan olarak bildiği, senelerce
hizmetinde çalışmış olan Salih Bozok’un, Atatürk’ün annesi Zübeyde
Hanım’ın evlenmemeleri gerektiği konusundaki uyarısını dikkate
almayarak Atatürk’e yalan söylemesi, Atatürk için büyük bir kayıptır.


Atatürk’ün hayatı boyunca yaptığım en büyük hata olarak nitelendirdiği
evliliğin olması tamamen Latife Hanım’ın büyük gayretleriyle olduğunu
görmekteyiz. Mustafa Kemal’e yaklaşabilmek amacıyla çok çeşitli yollar
denemesi, ulaştığında ise kendini göstermek için türlü davranışlar
sergilemesi bunlara örnektir. Ancak bundan öce evlendiği kişinin normal
bir insan olmadığını düşünmesi gerekirdi. Sonuçta Atatürk yeni kurulmuş
olan bir devletin başkanıdır. Latife Hanım’a diğer kocalar gibi sevgi
ve ilgi ile yaklaşması düşünülemez bir gerçektir. Bu da Latife’nin
kişiliği ile bağdaşmamaktadır. O, bunları kabullenmek yerine olayları
kendi lehine döndürme savaşına girer. Ama bunda bile başarılı
olamayacaktır. Ama O, herşeye rağmen evliliğini elinden geldiğince
gerek Latife Hanım’ın haysiyeti gerekse başkanı olduğu Türkiye
Cumhuriyeti’nin itibarı için onunla elinden geldiğince iyi geçinmeye
çalışır. Olaylarda alttan alan hep Mustafa Kemal olur. Ancak bunlar
bile boşanmayı engelleyemez..



6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:


İsmet Bozdağ, 13 Mart 1916 yılında Bursa'da doğdu.İ.Ü.İktisat Fakültesi
Gazetecilik Enstitüsünü bitirdi.Memurluk ve gazetecilik yaptı.Önce şiir
yazdı, sonra araştırmaya yöneldi.Radyo oyunları vardır.1940-1952
yılları arasında Ankara Radyosunda 23 oyunu yayınlandı.


ESERLERİ
Şiir:Üç mum Yandı, Gönderilmemiş Mektuplar
Diğer Eserleri:Başvekilim Menderes,Atatürk ve Eşi Latife Hanım,Atatürk
İnönü Bayar Çekişmeleri,Atatürk'ün Sofrası,Abdülhamid'in Hatıra
Defteri,, Demokrat Parti ve Ötekiler,Kemal Tahir'in
Sohbetleri,Atatürk'ün Anıları, The Ard İdea, Üçüncü Çözüm,İşte Japon
Modeli,Sovyet Marksizmi Çin Marksizmi ve Türkiye Gerçekleri,Osmanlı
Devlet ve Toplum yapısı,Bir Darbenin Anatomisi/ 27 mayıs
İhtilali,Demirkırat Aldatmacası,Değişim Şafağı,Mustafa Suphi'yi kim
Öldürdü?, Osmanlıların Son Kahramanları,Abdülhamid'in Eşi Pesendun
Hanım'ın Anıları,Beyaz Anılar.






1.Atatürk'ün Avrasya Devleti
İsmet Bozdağ
Tekin Yayınevi


Atatürk'ün gözünde Milli Misak'ın anlamı nedir? Milli Mücadele'de,
Sovyetlerden, ne zaman ve ne kadar yardım aldık? İran'a 1923 yılında
Uçak armağan ettik mi? Neden?...
Enflasyonun yüzde 250'lerde olduğu 1924 yılında 100.000 altın
harcayarak: "Türkiyat Enstitüsü" kurduk, Etnografya Müzesi"nin
temellerini attık mı?..


Niçin?.. Dil Kurumu, Tarih Kurumu'nun kurulmasında gözetilen hedef
nedir? Bu Hedef'den Kim ve niçin saptı?.. Atatürk ve İnönü hangi
fikirde çatıştılar?.. Kim haklı idi?.. Atatürk, İnönü'nün çocuklarına
okumalarını sağlamak için mirasından pay ayırdı mı?..
Niçin?..Atatürk'ün "Siyasi Vasiyeti" var mı?.. Neydi ve uygulanmasını
kim önledi?.. Atatürk, kimin Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu? Kim
oldu?.. Bütün bu soruların cevapları, bu kitapta!


2.Sultan Abdülhamid'in Hatıra Defteri
İsmet Bozdağ
Pınar Yayınları

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.forumg.biz
 
M. Kemal Ve Latife - İsmet Bozdağ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Ödev Arşivi :: Kitap Özetleri-
Buraya geçin: