wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Cumhuriyet Alkışla Olmaz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 23
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Cumhuriyet Alkışla Olmaz   Çarş. Haz. 04, 2008 8:06 am

Cumhuriyet; kimine göre bir yaşam biçimi, kimine göre sadece bir
idare şekli. Bazı milletlerce tartışma götürmeden kabullenilmiş,
bazılarınca yüzyılı aşkın bir süredir tartışılan, eleştirilen bir
rejim.
Her şeyden önce
Cumhuriyetin tarihsel gelişimini incelemek, bunu uygulayacak
toplumların kökleri, gelenekleri ve değerleri açısından son derece
önemlidir. Cumhuriyeti modern ve devasa boyutlarda bir bina olarak
düşünürsek üstüne kurulacağı tarihi köklerin sağlam, toplumun geçmişten
gelen kültür ve geleneklerine uygun olması şarttır. Buna bağlı olarak
Cumhuriyet ve demokrasinin tarihsel gelişimini Antik Yunan’dan
başlayıp, İtalyan şehir devletlerine, Fransız devrimine ve oradan da
günümüze kadar değişik bakış acılarıyla inceleyelim.

Antik
Atina’da yurttaş “fikir vermeye ve kamu alanında görev almaya“ katılan
kişiydi. Yunan düşüncesinde özgürlük, öz yönetim, aktif yurttaş gibi
kavramların yanı sıra Cumhuriyetin bir diğer öğesi olan laiklikte göze
çarpmaktadır. Yunan görüşü Hıristiyanlık dünya görüşü ile bazı tezatlar
ortaya çıkarıyordu.

Orta
çağ Avrupa’sında, Hıristiyanlık çerçevesi içinde karmaşık bir krallık,
prenslik, dukalık ağı oluştu. Aynı zamanda şehirlerde de yeni yeni güç
merkezleri gelişti. Şehirlerin ve şehir federasyonlarının geçimi
ticaret, imalat ve yüksek düzeyde sermaye birikimine bağlıydı. Bu
şehirler farklı sosyal ve politik yapılara sahiplerdi ve belirlenen
bağımsız sistemlerle yönetiliyorlardı. Bu şehirlerin en iyi bilinenleri
Floransa, Venedik, Siena gibi İtalyan şehir devletleriydi. Ama tüm
Avrupa da yüzlerce şehir merkezi gelişti. Bu şehir Cumhuriyetleri
hükümetin, tanrı tarafından verilmiş bir lordluk olarak görülmesi
gerektiği varsayımına açık bir başkaldırıyı temsil ediyorlardı. Bu
dönemde Marsilius, Machiavelli ve Rousseau gibi yazarların fikirleri
büyük oranda yol gösterici oluyor. Marsilius hükümetin, tek bir grup
için değil, ortak yarar veya halk kitlesi için çalıştığı zaman
düzenleyici işlevini yerine getirdiğine dikkat çeker. Yurttaşı ya
hükümette yada onun “ hukuki işlevinde” görev alarak “ sivil topluma
katılan kişi “ olarak tanımlıyor. Kişisel özgürlüğün ana şartı politik
katılımdır. Yurttaşlar kendilerini yönetmezlerse başkalarının idaresi
altına girerler.

Machiavelli’
de yurttaş katılımının, bağımsızlık, öz yönetim ve zaferin şartı olarak
gören Cumhuriyetçi geleneğin yani korumacı Cumhuriyetçiliği açıklıyor.
Yani bütün önemli politik güçlerin, kamu hayatında aktif bir rol
oynamasını sağlayan karışık anayasa veya karışık hükümete bağlı, “
halk” , monarşi, aristokrasi arasında güç dengesi olduğunu belirtiyor.
Rousseau’ nun fikirlerini ise bir eserinde yazdığı şu cümleler açıkça
özetliyor;

“Egemenlik
temsil edilemez, aynı nedenden dolayı devredilemez de, halkın vekilleri
onun temsilcileri değildirler, olamazlarda. Onlar sadece halkın
memurlarıdır. Hiçbir konuda son kararı veremezler. Halkın bizzat tasdik
etmediği bir yasa hükümsüzdür, hatta yasa bile değildir. İngiliz halkı
özgür olduğuna inanıyor. Onlar yalnızca parlamento üyelerini seçerken
özgürler; üyeler seçilir seçilmez halk onların kölesi haline geliyor,
bir hiç oluyor.”

Bununla
birlikte o dönem Cumhuriyetinin aksaklıklarından da bahsedilmeden
geçilmiyor. Özellikle şehir devletleri ve Avrupa’daki merkezler göz
önüne alınırsa Cumhuriyetin küçük toplumlarda rahat uygulandığı
görülüyor. Ancak kalabalık toplumlarda uygulanması zorlaşıyor. Ayrıca
kadınlar ve yoksulların siyasetten dışlanması uzun süre tartışma konusu
olmuştur.

İşte Cumhuriyet geçmişte bu düşüncelerle yoğrulup, Fransız devrimi ile şekillenerek günümüze kadar geliyor.
Ayrıca
günümüzde Cumhuriyet bazı milletlerce yalnış adlandırılmıştır.
S.S.C.B., İran İslam Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti örneklerinde
görüldüğü gibi bu ülkelerin Cumhuriyet rejimi ile yakından uzaktan
hiçbir alakası olmadığı bir gerçektir. Kendilerini Cumhuriyet olarak
adlandırmışlar ancak geçmişten gelen geleneklerini alışkanlıklarını ve
kültürlerini terk edemedikleri için bu rejimi uygulamamaktadırlar.

Bizdeki
Cumhuriyetin tarihsel gelişimine baktığımızda 19. Y.Y. içerisinde
Tanzimat fermanıyla, Islahat fermanıyla, birinci meclis ve
Meşrutiyetle, Anayasayla ve ikinci meşrutiyetle bir değişim amacı
görülüyor. Ancak Tanzimat fermanında bir İngiliz etkisi
sezinlenmektedir. “ padişah olsun, bu ümmet de biraz yönetilme biçimine
katılsın, fazla istibdat olmasın, biraz daha hürriyet olsun “ deniyor.
Bazı alışkanlıklar-dan vazgeçilemiyor. Halk yıllardır bağlandığı
geleneklerden kopamıyor.

Cumhuriyetçi
katılım bizim açımızdan ele alındığında ise ilginç tartışmalar ve soru
işaretleri ortaya çıkarıyor. Çünkü kurulmak istenen Cumhuriyette müthiş
bir Fransız damgası var. Fransa’daki gelişmeyi, oradaki kavramları bize
aktarma çabası çok açık. Bu Cumhuriyeti kuranlarda özellikle Rousseau
etkisi göze çarpar. Rousseau’ nun kendisinin dışındaki başka özel
iradeleri, grup iradelerini, kiliseyi tanımayan bir anlayışı var. Hatta
dini bile gerekirse sivilleştirmeyi yani Cumhuriyetin kendisini bir din
ve ahlak olarak ortaya koyup, her şeyi eğitilmiş vatandaş kavramı
üzerine oturtmaya çalışan bir model bu. Yüzyıllarca Osmanlı
egemenliğinde Monarşi ile yönetilen halk, M. Kemal’ in yönetiminde
Cumhuriyete geçiş yaparken bu değişimin neler getireceğini ve
beraberinde neleri götüreceğini tartışacak kültür ve eğitime seviyesine
sahip miydi?

M.
Kemal “ biz bir yüzyıldır uğraştık, o yol çıkmazdır, bunu bırakıyoruz,
şimdi yeni bir tecrübeye girişiyoruz.” derken alkış tutan eller, bu
girişilen mücadelenin alkışla değil, ancak kültürle, okulla buna bağlı
olarak bireysel katılımla özgürlüğe ve demokrasiye ulaşacağını
biliyorlar mıydı? Eğitim ve kültüre önem verilmediği takdirde zaten
sosyal bir karakteri olmayan Osmanlı toplumuna batıdaki meclis ve
anayasa fikrini taşıdığınız zaman problemler çıkması kaçınılmazdı.
Batıdaki sosyal zeminle buradaki sosyal zemin aynı olmadığı için yeni
bir siyaset felsefesini beyinlere yerleştirmek zorundasınız.

Yurtdışından
ithal edilen teknolojinin tutunması, parçalarının üretimi ve temini
konusunda her zaman sorunlar çıkar. Cumhuriyette bizim batıdan ithal
ettiğimiz bir siyasal teknoloji olarak düşünülürse, bunun toplum,
kültür, eğitim gibi ana ve yedek parçalarını üretememenin, bir araya
getirememenin sıkıntısını çekiyoruz. Bu sıkıntıları aşmanın ya da
azaltmanın tek yolu insan hakları, meclis, doğal hukuk, laiklik,
demokrasi gibi Cumhuriyet kavramlarının topluma doğru bir şekilde
anlatmaktır. Anlatmalısınız ki insanlar bilgi sahibi olabilsinler;
çünkü bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz. Katılımın, öz
yönetimin de can damarı fikir alış verişidir.

Cumhuriyet,
Osmanlıdan bize miras kalan çorak siyaset toprağına Atatürk’ ün aziz
elleriyle diktiği narin fidandır. Bu fidan eğitilmiş, bilgiyle
donatılmış beyinlerden çıkacak fikirlerle sulanmazsa kuruyup gitmeye
mahkum olacaktır.

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.forumg.biz
 
Cumhuriyet Alkışla Olmaz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Ödev Arşivi :: Kitap Özetleri-
Buraya geçin: