wWw.pAyLaŞıM11.cOm

PAYLAŞ_PAYLAŞA_BİLİRSEN...
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği-Ahmet

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 23
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği-Ahmet   Çarş. Haz. 04, 2008 8:06 am

KİTABIN ADI Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği
KİTABIN YAZARI Ahmet Taner KIŞLALI
YAYINEVİ VE ADRESİ İMGE KİTABEVİ
BASIM TARİHİ 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Yazar, Atatürk’e yönelik haksız eleştirilerin
yarattığı birikimle, güncel olaylara bilimsel bir yaklaşım getirerek
yazdığı yazılarını bu kitapta toplamıştır.

KİTABIN ÖZETİ :

Kitap genel olarak dört bölümden oluşmaktadır. “Kemalizm Üzerine“ adlı
bölümde yazarın güncel yazıları ve incelemeleri yer almaktadır.
“Demokratik Sol-Sosyal Demokrasi Üzerine” adlı bölümde güncel
olaylardan yola çıkılarak yazılan yazılar, inceleme niteliği taşıyan
yazılar ve yazarın bilim ve siyaset adamları ile yaptığı tartışmalar
yer almaktadır. “Güneydoğu Sorunu Üzerine” bölümünde, farklı bakış
açılarına sahip kişilerle yapılan söyleşilere yer verilmiştir. “Kültür,
Siyaset ve Ordu Üzerine” başlıklı son bölümde ise güncel olaylardan
yola çıkan yazılar bulunuyor.

1. KEMALİZM ÜZERİNE

Bu bölümde yazar Kemalizm üzerine çeşitli gazetelerde yazdığı köşe
yazılarını derlemiştir. Bu köşe yazıları genellikle Kemalizme karşı
olan grupların yada kişilerin fikirlerine ve eylemlerine cevap verir
niteliktedir. Bölümün sonunda ise yazar, köşe yazılarından sonra iki
incelemesine yer vermiştir, bunlar “Atatürk’ün Kültür Siyaseti” ve
“Kemalist İdeoloji”.

Birinci bölümde verilen köşe yazılarından bazıları:

M. Kemal’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği : Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamızda şöyle demişti:

- Geçmişte Atatürk’ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersine daha da büyüyor.”

Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal’e
saldırmanız elbetteki tutarlıdır. Mustafa Kemal’i bilimsel olarak
değerlendirmenin yöntemi açık: Hangi koşullardaydı? Ne yapmak
istiyordu? Ne yaptı? Sonuç ne oldu?

Bu ülkede Atatürk’ü yıkarak olumlu bir şeyler yapabileceğini
sananların, kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgıyı
yaşadıklarına inanıyorum.

CHP’nin İdeolojisi ve Kemalizm : “Altı oku unutup, sıfırdan başlamadan
CHP büyüyemez” diyenler var. Kemalizmin altı oku gökten zembille
inmedi. Laiklik, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik, Fransız Devrimi’nin
etkisini taşıyordu; halkçılık, devrimcilik ve devletçilik de Sosyal
Devrim’in… Ama bu kavramlara verilen içerikler esnekti, tartışılmaz
kalıplar değildi. Türkiye’nin koşullarının ürünüydü ve o koşullara
bağlı olarak zamanla değişebiliyordu.

CHP, 1980’de bıraktığı noktada kalırsa Kemalist olmaz; altı oku bırakırsa da CHP olmaz!

Kuşkusuz ki Türkiye’de hiç kimse Kemalist olmak zorunda değildir. Ama
CHP’de, Kemalizme karşı olanları kendi içinde kabul etmek zorunda hiç
değildir!…

Kadınsız Demokrasi : Kadınların, yani toplumun yarısını oluşturan
bireylerin yaratıcı gücünü, toplumsal ve siyasal yaşamın dışında tutan
bir toplum çağdaşlaşabilir mi?

Mustafa Kemal, Türk kadınına çağdaş bir konum kazandırma düşüncesini
uygulamaya, hem de Kurtuluş Savaş’ının en umutsuz günlerinde
başlamıştır. Atatürk “kadın ve erkek” Türk insanına verilecek eğitimin
ilkelerinin saptanması amacıyla, ilk öğretmenler kurultayını işte bu
ortamda topladı!…

Eğer Atatürk olmasaydı, Kemalizme bugün burun kıvıran, cumhuriyeti
karalama sevdasına kapılan, “referandumla devrim” yapılabileceğini
sanan bazı büyük üstatlar acaba ne ile uğraşıyor olacaktı?

Devlet Hayranlığı Edebiyatı : Kemalizmi “devlet hayranlığı”, çağdaş
Kemalizm demek olan demokratik solculuğu “çağdaşsızlık” , sınırsız bir
özelleştirmeciliği ise “ilericilik” sayan kalemler acaba “cehaletin
cesareti” ile mi konuşuyorlar? Yoksa sık yinelenen yalan, giderek
kafalarda doğruya dönüşür umudu içindeler mi?

Atatürk’ten 27 Mayıs Anayasası’na, Türkiye’ye bağımsız ve demokratik
kurum anlayışını Kemalistler getirdiler. Halk evleri bile oldukça
bağımsız ve demokratik bir yapıya sahipti. Köy enstitüleri, bugünün
yüksek öğretim kurumlarında bile olmayan bir “katılımcı” ortam
yaratmıştı. Özerkliğin savunucuları, Kemalizm’i sürdüren demokratik
solcu ve sosyal demokratlar oldular. ”Ceberrut devlet” özlemi ile
askeri yönetim dönemlerini değerlendirmeye çalışanlar hep Kemalizm
karşıtıydılar.

Bir siyasi partinin başarısı, her şeyden önce toplumsal tabanı ile
örgüt yapısı ve ideolojisi arasında tutarlılık olmasına bağlıdır.

CHP’nin geleneksel tabanı “orta sınıf”’lardır. Kemalizm de öncelikle bu toplum kesimlerinin ideolojisidir.

Sadece bu tabana dayanmak bile Türkiye solunu bugünkü çıkmazından kurtarır. Siyasal dengeleri etkileyen bir konuma getirir.

Atatürk’ün sağlığında yaptıklarının bekçiliği ile yetinmenin Kemalizm
değil “tutuculuk” olduğunu da unutmamak gerekir!… Kemalist olabilmek
için Atatürk’ün “izinde” değil, “yolunda” olmak gerektiğini bilmek
gerekir!…

Atatürk Üzerine “Cevherler”!… : Kültür bakanının baş danışmanı olmakla
övünen “Zat-ı Muhterem” gene kolları sıvamış… Kemalizm’in “sol” ile
ilgisi olmadığını; “militarist” bir ideoloji sayılması gerektiğini; ve
de “demokrasi” ile uzaktan yakından bağlantısı bulunmadığını kanıtlamak
için…

Solculuğun bütün dönemler ve bütün toplumlar için geçerli iki
“evrensel” ölçütü vardır. Toplumsal olanakları artırıcı atılımlardan
yana olmak bir… O artan olanaklardan toplumun daha geniş bir kesimini
yararlandırmaktan, yani daha hakça bir paylaşımdan yana olmak iki… Bu
hedeflere yönelik bütüncül-yapısal dönüşümleri gerçekleştirmek ise ,
devrimciliktir…

Kemalizm sadece “yeni insan”’ı yaratmadı; aynı zamanda “başdöndürücü” bir sanayileşme sürecini de başlattı.

Demek ki Mustafa Kemal “militarist” bir ideolojinin kurucusu , öyle mi?

Hani şu, İttihat Terakki’nin 1909’daki ünlü Selanik Kongresi’nde “ Ya
üniformanızı bırakın, ya siyaseti” diye haykıran Mustafa Kemal…

Ve gelelim Kemalizmde “demokrasi” nin bulunmadığı “cevheri” ne… Acaba
şu sözler Atatürk’e değilde, “özköşk” yazarlarından birisine mi ait:
“Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.
Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken demokrasinin bütün
gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. Türkiye
Cumhuriyeti’nde partilerin doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi
refah meselesi değildir.”

Atatürk Diktatör müydü? : CHP Genel Sekreteri Recep Peker, İtalya
gezisinin hemen sonrasında, Atatürk’ün partisini faşist modele göre
yeniden yapılandırmak için bir tasarı hazırladı. Herkesin beğenisini
kazanan bu tasarı onay için önüne geldiğinde, Mustafa Kemal’in
gösterdiği tepki ünlüdür:

“-İsmet Paşa bu saçmaları herhalde okumadan imzalamış olacak!”

Atatürk’ün yönetiminin, kendinden önceki Osmanlı yönetimine göre çok
daha demokratik ve çok daha halkçı olduğu ortadadır. Atatürk sıradan
bir “liberal demokrasi” anlayışına da sahip değildi. “Katılımcı-sivil
toplumcu” bir demokrasiye inandığının somut kanıtlarını vermişti.

Atatürk’ün Kültür Siyaseti: Eğer her siyasal iktidar değişikliğinde
devletin yazılı ve sözlü yayımlarının dili, devlet tiyatrolarının
oyunları, devlet kitaplıklarının raflarındaki kitaplar, bile
değişiyorsa, o ülkede gerçek anlamıyla ulusal bir kültür siyaseti
izlendiği söylenemez. Oysa, kültür bir duyuş ,düşünüş ve davranış
birliğidir. Ulusal olması zorunlu siyasetlerin başında kültür
siyasetinin gelmesi gerekir.

Atatürk “çağdaş insanı” yaratacak koşullara öncelik verdi. Tarihteki
ilk kültür devrimini gerçekleştiren önder oldu. Dilde, tarihte,
alfabede, sanatta, hatta dinde yaptığı reformlar, O’nun bu anlayış
içinde gerçekleştirdiği kültür devriminin parçalarıdır. Atatürk
bağımsız ve çağdaş bir ulusal toplum yaratmak istiyordu. Bir yandan
ülkenin kendi öz kaynaklarına dayanmasına, öte yandan da hedef aldığı
toplumun gerektirdiği insanı hazırlamaya öncelik verdi.

Atatürk’ün izi, O’nun öldüğü noktada biter, ama yolu bitmez, sonsuza
dek uzanır. Bu nedenle de, Atatürk’ün neyi yaptığından çok, hangi
amaçla yaptığı incelenmelidir. Ulusal olması gereken kültür siyasetini,
toplumun ancak belirli kesimlerini temsil eden siyasal iktidarların
insafına terkedecek bir kültür kurumlaşmasının Atatürk’ün yoluna ters
düşeceğini sanıyoruz.

Kemalizm Nedir? : Kemalizm, tıpkı liberalizm ve sosyalizm gibi, bir
devrim ideolojisi olarak doğmuştur. Ama, onlardan farklı olarak, geri
kalmış bir ülkedeki devrim koşullarının gereksinimlerini yansıtmaktadır.

Mustafa Kemal, tıpkı Lenin gibi , Birinci Dünya Savaşı’nın ülkesindeki
eski düzenin temsilcilerini maddi ve manevi açıdan yıpratmasından
yararlanarak, evrimin henüz zorunlu kılmadığı yeni bir
toplumsal-siyasal düzeni yaratacak süreçleri harekete geçirmiştir.
Mustafa Kemal , ülkesini düşman işgalinden kurtarmanın kendisine
kazandırdığı olağanüstü etkiyi kullanarak devrimi gerçekleştirmiştir.

Kemalizmin önünde iki aşamalı bir amaç vardı: Bağımsızlık ve
Çağdaşlaşma. Bu ereklere ulaşmak için, ideolojinin çerçevesini
oluşturan ulusçuluk, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkeleri Fransız
devrimi ve dolayısıyla liberalizmden; devletçilik, halkçılık ve
devrimcilik ilkeleri de sosyalizmden esinlendi.

2. DEMOKRATİK SOL-SOSYAL DEMOKRASİ ÜZERİNE

İkinci bölümde yazar Demokratik Sol ve Sosyal Demokrasi üzerine yazdığı
köşe yazılarına ve yaptığı söyleşilere yer vermiştir. Köşe yazılarında
değindiği konuları özetleyecek olursak :

Sosyalizmin amacı toplumsal ayrıcalıkların bulunmadığı bir düzen kurmaktır.

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.forumg.biz
Admin
(YÖNETMEN)
(YÖNETMEN)
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 384
Yaş : 23
Nerden : FeNerBahÇeden
Lakap : sErKaN11
PAYLAŞIM :
411 / 100411 / 100

REP\'İM :
341 / 100341 / 100

PUAN\'IM :
67 / 10067 / 100

TAKIM :
HAYVANIM :
BAYRAĞIM :
Kayıt tarihi : 03/06/08

MesajKonu: Geri: Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği-Ahmet   Çarş. Haz. 04, 2008 8:06 am


Bir partinin oy alabilmesi için çıkarlarını ve dünya görüşünü temsil
etmek istediği bir kitlenin varlığı yetmez. Hatta tutarlı bir programa
sahip olması da yetmez. Getirdiği çözümlerin inandırıcılığı kadar,
yapısal inandırıcılığı da önemlidir. Ecevit programı ve kişiliğiyle
inandırıcı ancak DSP yapısıyla inandırıcı değil. SHP’de de aynı şey söz
konusudur.

SHP’deki liderlik sorunu üzerine değiniyor ve parti içi seçimlerde
orantılı temsil sistemini öneriyor. Ancak çok kişinin bu fikre şiddetle
karşı çıktığını vurguluyor.

Sosyal Demokrat ve Demokratik Sol sistemlerini tanımlayarak nasıl Sosyal Demokrat olunabileceğine değiniyor.

SHP, DSP ve CHP’nin herhangi bir şekilde birleşmeleri durumundaki
analizi yapıyor ve İnönü, Ecevit ve Baykal’ın bu konudaki tutumlarına
yer veriyor.

1990’ların demokratik sol yada sosyal demokrat partilerinin programı
nasıl olmalıdır tartışmalarında unutulan bir şey vardı. Program değil
partinin yapısı önemlidir. Bundan dolayı CHP’nin programından önce
yapısının tartışılması gerektiğini vurgulamaktadır. Kim ne derse desin
önder çok önemlidir ve bu önderin çevresindeki ,kadro da çok önemlidir.
Ve yine orantılı temsil sistemini savunuyor.

Yanlış ve çıkmazda olan SHP ve DSP’nin CHP’yi de kendilerine katmaya
çalıştıklarını ve CHP’yi daha doğmadan öldürmeyi düşündüklerini
söylüyor. Ancak CHP için de en doğru kararın umudu yitirmektense
ertelemenin daha iyi olacağını vurguluyor.

Baykal’ın nasıl kazandığını ve CHP’nin nasıl büyüyeceği konusundaki
fikirlerini belirtiyor. Baykal’ın kurultaydan zaferle çıkmasının en
büyük nedeni, kitlelere heyecan verebilecek, duyguları güçlü bir
biçimde dile getirebilecek, mesajları etkili olarak iletebilecek bir
seslenme gücüne sahip olmasıdır. Ancak Baykal’ın bir karar vermesi
gerekmektedir, “Ortak akıl”’in sözcüsü mü olacak, yoksa kısır bir takım
tutkuların mı?

Yazar bölümün bundan sonraki kısmında Demokratik Sol ve Sosyal
Demokrasinin tarihsel bir sentezini ve yaptığı söyleşilere yer veriyor.
Demokratik Sol yada Sosyal Demokrasi marksizmden sonra tarihsel bir
sentez olarak oluşmuştur. Bu süreçte rol alan kişilere yer vermiştir:
Bu kişiler,

Ferdinand Lassalle; çağdaş sosyal demokrat ideolojinin oluşumunda adı
geçen ilk isimdir. Edward Bernstein; marksizmi hareket noktası alarak
sosyal demokratik düşünceye katkıda bulunmuştur. Karl Kautsky ;
Bernstein’in eleştiriler yönelttiği ve özde marksizme daha sadık gibi
göründüğü halde, sosyal demokrat düşünce çizgisinde önemli yeri olan
bir düşünürdür. Jean Jaures ; Fransız olan Jean, bir düşünür olduğu
kadarda aynı zamanda bir eylem adamıdır. İki kez milletvekili seçilmiş,
sosyalist partiye önderlik etmiş, emperyalizmin baskısı altında
haksızlığa uğradığına inandığı Osmanlı Devleti’ne Türklere yakınlık
göstermiştir. Leon Blum; Fransanın ilk sosyalist başbakanıdır.Faşizm
tehlikesine karşı komünistlerle işbirliğine yanaşmakla birlikte, sağcı
burjuvaziye olduğu kadar komünizme de karşıydı. Sidney James Webb;
İngiliz sosyalizminin kökenindeki en önemli isim. Demokratik sol
ideolojiye katkılarının yanısıra, milletvekili ve bakan olarak
uygulamaya da katıldı.

Kemalizm ve Sosyal Demokrasi; Türkiye’ye demokrat ideolojinin, kemalizm
ile birlikte girmeye başladığını söylemek yanlış olmaz. Genel ve eşit
oy hakkı, sekiz saatlik işgünü, çeşitli sosyal sigortalar, gelir
düzeyine göre değişen vergi sistemi, parasız eğitim, hep sosyal
demokrat dünya görüşünün yansımaları olarak gerçekleşmiştir.

Yazar daha sonra Sosyal Demokrasinin nasıl oluştuğundan bahsetmiştir.
Sosyal demokrasinin oluşumunda önemli olan iki deneyime değinmiştir.
İskandinav ve İngiliz ile Fansız deneyimleri. Her iki modelde, de güçlü
bir kominist haraketin rekabetinden uzakta ve işçi sendikalarının büyük
desteği ile geliştiler. İskandinav sosyal demokrasileri içinde en
ünlüsü İsveç’inkidir. İsveç’te sosyal demokratlar,1932 yılından bu
yana, küçük iki ara dışında sürekli olarak iktidardadırlardır.
İngiltere’de sosyal demokrasi modelinin temeli ise, 1945-50 ve 1964-70
yılları arasındaki İşçi Partisi iktidarı sırasında atıldı. Daha sonra
Türk deneyimi ile ilgili bilgiler vermiştir.

Yazar 1974’lerden bugüne nelerin değiştiğini nelerin değişmediğini
anımsatmak için, 27-29 Ekim 1974 tarihinde yapılan “2. Demokratik Sol
Düşünce Forumu”nda yapılan konuşmaya yer vermiştir.

İkinci bölümün bundan sonraki kısmında, yazar yapmış olduğu söyleşilere
yer vermiştir. Erol Çevik ile KIT’ler, Devletçilik, Sosyal Demokrasinin
ekonomik modeli üzerine, Prof. Bilsay Kuruç ile KIT’lerin tasviyesi,
Devletçilik üzerine, İsmail Cem ile CHP’nin yeniden açılması ve
başarılı olabilmesi için gerekenler, CHP’nin birleşmesi konusunda,
liderlik sorunu hakkında, Ertuğrul Güney ile CHP’nin Liderlik sorunu,
ideolojisi,üye ve örgüt yapısı konusunda, Teoman Köprülüler ile
1980’deki CHP ve son CHP hükümeti üzerine Cumhuriyetçilik üzerine,
orantılı temsil sistemi üzerine, Prof. Ergun Türkcan ile 2. Cumhuriyet
tartşması, sivil toplum, Anadolu Federasyonu, KIT’ler ve CHP’nin
birleşmesi üzerine söyleşi yapmıştır.

GÜNEYDOÃÂ�U SORUNU ÜZERİNE

Yazar üçüncü bölümde Güneydoğu sorunu üzerine yazdığı yazılara ve bu konu üzerinde yaptığı söyleşilere yer vermiştir.

Oradaki sorunun bir Kürt sorunu mu yoksa Güneydoğu sorunu mu olup
olmadığını incelemiştir. Yazar aslında bir Kürt sorunu olmadığını fakat
bir Güneydoğu sorunu olduğunu vurgulamaktadır. Devlet silahlı mücadele
verenleri ezmeye çalışırken, demokrasi mücadelesi verenlere destek
olmalıdır. Güneydoğu sorununun, etnik nitelikli bir parti yerine bir
kitle partisi içinde savunulmasının çok daha doğru olduğunu
unutmamalıyız.

Niçin Ankara’daki, İzmir’deki, İstanbul’daki bölgesindekinden daha
kalabalık olan- Kürt kökenli yurttaş isyan etmiyor da, Şırnak’taki
ediyor? Olaya bir Kürt sorunu olarak bakmak, ilericilik değil,
ırkçılıktır, gericiliktir. Çünkü olay bir geri kalmışlık ve insan
hakları sorunudur…

Yazar HEP’in TBMM’de grup kurması gerekliğini vurgulamıştır. Yazara
göre, bundan topluma zarar gelmez, ama bazı yararlar doğar.
Demokrasilerde özgür tartışmanın iki yararı vardır: Birincisi, daha
sağlıklı ve dengeli bir karar alınmasına yardımcı olmak. İkincisi,
kitlelerin kendi duygu ve düşüncelerinin yüksek sesle dile getirilmesi
sayesinde rahatlamalarını sağlamak.

Tıpkı Kürtçe gazete gibi, Kürtçe TV yayını da yapılabilmelidir. Ama bu
yayını devlet yapmamalıdır. Zira bunu yaparsa devlet Türkiye’de yaşayan
11 dili anadili sayan topluluklara da bu hizmeti vermek zorundadır.

Yazar Urfa insanı ile Şırnak insanı arasındaki farka değinmiştir.
Şırnakta PKK ve HEP’e verilen belirli bir toplumsal destek elbetteki
rastlantı değildir. Ancak Urfa’da durum farklı. Bu yörede yapılan
kamuoyu yoklamasında HEP’e oy vereceğini söyleyen seçmenlerin sayısı %
1’dir. İki yöre arasındaki fark kuşkusuz ki etnik farklılıktan
kaynaklanmıyor. Urfa insanı GAP’ı yaşıyor. Yarına umutla bakıyor.

Türk kimliği ile Kürt kimliğini birbirinden ayırmak isteyen “Kürt
Milliyetçileri”’nin elinde kala kala tek bir ölçüt kaldı. Dil farkı…
Ancak yazar bununda aslında pek mümkün olmadığını vurgulamıştır.
Kürtlerin arasında konuşulan Kürtçenin bile çok çeşitlilik gösterdiğini
ve hatta bir çoğunun birbirlerini bile anlayamadıklarını söylüyor.

Yazar bundan sonraki kısımda, Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans
Heyeti tarafından 18 Mayıs 1992 tarihinde İstanbul’da düzenlenen
açıkoturumda yaptığı “Güney Doğu Sorunu Nedir?” ve “Kültürel ve Siyasal
Çözümler Neler Olabilir?” adlı konuşmasına yer vermiştir.

Bölümün sonunda yine bu konu üzerine yaptığı söyleşilere yer vermiştir. Bu söyleşiler;

Bülen Ecevit ile Güneydoğu ile ilgili askeri çözüm üzerine, Kürt
varlığı ile ilgili görüşleri, GAP ve PKK nın giderek daha etkili olması
üzerine, Prof. Doğru Ergil ile Terörün amacı, Dev-Sol ve TİKKO, Teröre
destek veren dış kaynaklar ve PKK’ya karşı köy korucuları üzerine,
Fehmi Işıklar ile olağanüstü halin kalkması üzerine, köy korucuları,
HEP ile ilgili düşünceleri üzerine, Algan Hacaloğlu ile güneydoğudaki
terör üzerine, yeni hükümetle birlikte devletin yöre halkına karşı
tutumu , olağanüstü hal konusunda SHP’nin ikiye bölünmesi, GAP projesi
ve bir halk ayaklanması beklentisi üzerine, İsmet Sezgin ile körfez
savaşının terörün fırlamasındaki yaptığı katkı üzerine, asker ve sivil
yöneticiler arasındaki yetki karmaşası, gençlerin terörün kucağına
düşmesini kolaylaştıran işsizlik sorunu, Hizbullah ve devlet arasındaki
ilişki ve Apo üzerine, Hasan Fehmi Güneş ile Nevruz nedeniyle
güneydoğuda yaşanan olaylar,askeri ve sivil yönetimin hataları,
Kontrgerilla yada Hizbullah aracılığı ile devlet terörü yapıldığı
iddiaları üzerine, Feridun Yazar ile HEP partisinin mecliste grup
kurması, APO nun HEP konusundaki düşünceleri, Güneydoğu sorunu için
somut çözüm önerileri üzerine, Ercan Karakaş ile Nevruz
olayları,güneydoğu sorununun uzun vadeli çözümü için yeni bir yönetim
modeli, kürt partisinin kurulması konusunda söyleşi yapmıştır.

KÜLTÜR, SİYASET VE ORDU ÜZERİNE

Son bölümde yazarın güncel olaylardan yola çıkarak yazdığı yazılar
bulunuyor. Güncel olaylardan yola çıkan , ama kalıcı nitelikteki bazı
yazılar…

Yazarın kültür, siyaset ve ordu üzerine yazdığı yazılardan bazıları:

CHP'nin kapatılması bile TDK ve TTK'nın devletleştirilmesi kadar
Atatürk'e saygısızlık oluşturmadı. Çünkü bu iki derneğin
devletleştirilmesi, her yurttaşa tanınmış olan miras hakkının
esirgenmesi ile Atatürk'ün miras hakkının çiğnenmesiyle
gerçekleştirildi. Hukuk çiğnendi.

Öyle dönemler oldu ki, Türkiye'de değişen her iktidarla birlikte
devletin dili, kitapları değişti. Devlet tiyatrlarındaki oyunlar
değişti. Ama bu yazboz tahtası içinde Türk Dil ve Tarih Kurumları
doğrultularını ve etkinliklerini korudular. Çünkü siyasal iktidarlardan
bağımsızlardı.Çünkü demokratik bir yapıya sahiptiler.

Yazar iki yazısında aşağılık duygusu başlığı altında Türkçede
kullanılan yabancı kelimelere yer vermiştir. Bir çok siyaset adamının,
televizyon sunucularının konuşurken bazı Türkçe kelimeler yerine
yabancı karşılıklarını kullandıklarını ve bunun aslında bir aşağılık
duygusundan kaynaklandığını vurgulamakyadır.

YÖK başkanı Doğramacı’nın yaptığı haksız uygulamalardan bahsetmiştir.
Ondan sonra gelen Sağlam'ın da aslında aynı politikayı devam
ettirdiğini söylemiştir.

12 Eylül devrimi ile ilgili bir yazıya yer vermiştir ve aslında bunu
gerçekleştiren generallerin bazı gerçekleri göremediklerini ve yanlış
yaptıklarını yazmıştır.

_________________



BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://paylasim11.forumg.biz
 
Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği-Ahmet
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
wWw.pAyLaŞıM11.cOm :: Ödev Arşivi :: Kitap Özetleri-
Buraya geçin: